Dar(altılmış) Bölge Sistemi’ne Neden Karşı Çıkılıyor?

Merhabalar,

Sanıldığının aksine Başbakan aslında bu seçimde iktidarını kaybetme tehlikesini iliklerine kadar hissetmiş olacak ki, bir benzerini rahmetli Turgut Özal’ın 1987 seçimelerinde hayata geçirdiği “seçim sistemi üzerinde oynayarak milli iradenin temsilinde adaleti katledip parlamentoda hak ettiğinden fazla güç devşirme” stratejisi şeklinde ifade edebileceğimiz, milli irade hırsızlığı stratejisini hayata geçirmeye karar vermiş.

Turgut Özal Ne Yapmıştı?

Rahmetli Turgut Özal biraz farklı bir yol izlemişti.

Bir yandan büyük şehirleri daraltılmış seçim bölgelerine bölmüş bir yandan da “Seçim Bölgesi Barajı” olarak adlandırılan ve örneğin 5 Milletvekili seçilen bir seçim bölgesinde %20 oyu, ya da 3 Milletvekili seçilen bir seçim bölgesinde %33 oyu geçmeyen hiç bir partinin o seçim bölgesinden milletvekili çıkaramaması esasına dayanan bir seçim sistemini parlamentodaki çoğunluğuna dayanarak hayata geçirmişti.

Bunun sonucunda ise, Prof. Dr. Yavuz Sabuncun’nun Anayasa Yargısı dergisinde 2006 yılında yazmış olduğu makaledeki örneklerde olduğu gibi :” …1987’de Van ilinde %25 oy alan partinin beş milletvekilliğinin tümünü kazanması ile 1991 seçimlerinde İstanbul’da %27,5 oy alan partinin 50 milletvekilliğinden 33 tanesini kazanması…” gibi adaletsizliği tartışılamayacak sonuçlar alınması mümkün olabilmişti.

Milletin hakkının maddi gasbına hırsızlık diyoruz ya, aslında onların temsilciliklerinin parlamentodaki gasbına da doğal olarak hırsızlık denilir.

İlkini yapanlar hırsızdır.

İkincisini yapanlar da…

Bu, bu kadar açık ve net…

Turgut Özal, belki bu sayede üç-beş yıl iktidarını korudu.

Peki sonra ne oldu?

Bunu bugün milli iradenin seçim sisteminde yapılacak oyunlarla tecavüzünü düşünen hırsız adaylarının iyi düşünmesini tavsiye ederim.

Peki şu anda gündemde olan nedir?

Anlaşılan o ki, Ak Parti iktidarı Dar Bölge Sistemi denen bir sistemi hayata geçirmeye çalışıyor.

Daha doğrusu Daraltılmış Bölge Sistemini.

Neden dar yetmemiş de daraltılmış derseniz, yazının sonuna kadar sabretmenizi rica edeceğim.

Dar Bölge Sistemi temelde ülkenin birbirine yakın büyüklükte nüfusu olan ve seçilecek milletvekili sayısı kadar siyasal bölgelere bölünmesine dayanır.

Yani eğer hayata geçirilirse, Türkiye’de  550 adet birbirine yakın nüfuslu siyasal bölge oluşturulacak ve her bölgede en yüksek oyu alan aday parlamentoya girecek.

Eğer tek turlu değil de iki turlu olmasına karar verilirse, ilk turda %50’yi geçen aday olmaması durumunda en yüksek oyu alan iki aday tekrar seçimlere girecek ve onlar arasından en yüksek oyu alan seçilecek.

Aslında, iyi yanları da olan bir sistem.

Bir kere her seçmen kendi milletvekilini bilecek. Böylece ona hesap sorabilecek. Milletvekilleri sadece Genel Başkanlarının ağzına bakmayacak, seçmenlerine karşı da sorumlu olduklarını akıllarından çıkarmayacak ve belki de Genel Başkandan çok (tabii eğer siyasal partiler kanununda da buna uygun değişiklikler yapılırsa) seçmenlerine kulak kabartacak.

Peki sakıncası ne bu sistemin?

İşte bu sakıncayı açıklamak için kullanılan kelimeye geliyor sıra, yani Gerrymandering’e (Kabaca durumu özetleyen güzel ama ingilizce bir video için tıklayın).

Bu yazıda iki örnek üzerinden Gerrymandering kaynaklı sakıncaları açıklamaya çalışacağım.

ÖRNEK 1.

Bir şehir düşünelim. Toplam 64 seçmen olsun. Seçimlere -basit olsun diye- sadece iki parti katılacağını (Yeşil Parti ve Mor Parti) ve bu şehirden toplam 4 milletvekili seçileceğini varsayalım.

Partilerden bir tanesinin seçmenlerinin yoğun olarak şehrin merkezinde yaşayan kesimlerden, diğerinin seçmenlerinin ise yoğun olarak şehrin eteklerindeki mahallelerde yaşayan ve şehire daha yakın zamanlarda göç etmiş seçmenlerden oluştuğunu düşünelim.

64 seçmenden 36 tanesi Yeşil Partili olsun, 28 tanesi ise Mor Partili olsun.

(Not: Ne kadar da İstanbul değil mi?)

Bir önceki seçimlerde dar bölge olmadığından 36-28 seçmen oranları sonucunda her iki parti de 2’şer milletvekili çıkarmış olacaktır.

Varsayalım artık dar bölge sistemine geçilmesine karar verildi.

Yani, şehir 4 adet milletvekili çıkaracağından dolayı şehiri her birisinde 16 seçmen olacak şekilde, kendi içlerinde bir bütünlük içeren (yani parçalı olmayan) dört adet politik bölgeye bölmek gerekecek.

Peki nasıl bölünmeli?

Aşağıdaki resimde her birisinde bu şartlara uyan dört farklı olasılık sunuluyor. Tabii çok daha fazla olasılık söz konusu ama meramımı anlatmak için bu dört adet yeterli olacaktır.

Gerrymandering

Şehir eğer , sol üst köşedeki gibi bölünürse 4 milletvekilliğinden 3’ünü Yeşil Parti, 1’ini ise Mor Parti alacaktır.

Eğer, sağ üst köşedeki gibi bölünürse Yeşil Parti de, Mor Parti de 2’şer milletvekilliği kazanacaktır.

Eğer sol alt köşedeki gibi bölünürse Yeşil Parti 4 milletvekilliğinin tamamını alırken Mor Parti avcunu yalayacaktır!!

Sağ alt köşedeki gibi bölündüğünde ise Mor Parti 3 adet milletvekilliğini (üstelik de şehir genelinde daha az oyu olmasına rağmen!) Yeşil Parti ise 1 milletvekilliğini kazanacaktır.

Yani farklı bölünmelere bağlı olarakYeşil Parti’nin 1, 2,  3, ya da 4 milletvekilliği kazanması mümkün!

Bu ne demek oluyor?

Seçmenler değil de, siyasal bölgeleri belirleyenler, hangi partinin ne kadar milletvekili kazanacağına karar veriyor.

Üstelik çoğunluğun desteğini alan daha çok milletvekili kazanacak diye de bir durum yok!

Yani çoğunluğun parlamentoda ciddi bir şekilde kaybettiği bir şekilde bile şehri bölmek mümkün! (3 Mor Parti milletvekili çözümünü hatırlayın!)

ÖRNEK 2.

Benzeri bir sonuçla karşılaşılan başka bir örnek verelim. Biraz uç bir örnek olsun.

Dilerseniz, bu sefer %49.8 oyu olan partiyi parlamento dışı bırakalım. Ne dersiniz? 🙂

Seçime giren üç parti olsun: Yeşil Parti – Kırmızı Parti ve Sarı Parti.

Varsayalım Yeşil Parti ülkenin tamamında dengeli bir şekilde dağılmış olsun ve oy oranı %49.8 olsun.

Kırmızı Parti ise sadece batıda, Sarı Parti ise sadece doğuda oy alan yerel partiler olsun.

Onlar da kalan %50.2’yi eşit olarak aralarında paylaşıyor olsun.

Gene varsayalım Kırmızı Parti batıda dengeli bir biçimde %25.1’i dağılsın, Sarı Parti’nin de doğuda %25.1 olan oyları dengeli bir biçimde dağılsın.

Yani ülkedeki seçmenler (kabaca) aşağıdaki gibi olsun (Şekilde 1000 adet seçmen var: 251 Kırmızı, 251 Sarı ve 498 Yeşil Partinin seçmenleri olsun).

yüzdeelli_sıfırmv

Şimdi Siyasal Bölgelendirme yapalım.

Eğer ülkeyi batı ve doğu olarak ikiye bölersek Kırmızılar batı’nın, Sarılar ise doğunun galibi olacaklarından oraların milletvekillerinin tamamını alıp götürürken, tüm ülkenin partisi olan Yeşil Parti %49.8 oyuna rağmen gözleri yaşlı bir şekilde parlamento dışı kalacakdır! (Yani batıdaki seçim bölgelerinde hep %50.2 ile Kırmızı Parti, Yeşil Partinin %49.8’ine galip gelecek, doğudaki seçim bölgelerinde ise bu sefer %50.2 ile Sarı Parti galip gelecek.)

Yani bir anlamda seçim barajı, partisine göre esnek olacak, hatta Yeşil Parti örneğinde olduğu gibi bir anlamda %49.8’e yükseltilmiş olacaktır!

NEDEN DAR DEĞİL DE DARALTILMIŞ?

Ak Parti’nin son bir-iki yıldır bu problemin kendi lehine nasıl sonuçlanacağına dair bir arayış içine girdiği biliniyor. Seyfettin Gürsel’in simulasyonlarından yola çıkarak Dar Bölge Sisteminde ne kazanacağını ya da ne kaybedeceğini öğrenmiş durumda.

Aslında problem sadece simulasyonla “ne yaparsak, ne sonuç verir” şeklinde modellenmesinin de ötesinde bir problem.

Problem literatürde “siyasal bölgelendirme problemi” olarak adlandırılan bir optimizasyon problemi.

Yani “şunun olması için ne yapmak lazım” gibi bir soruya cevap verilebilecek çözümleri olan bir problem.

Örneğin Ak Parti’nin en çok milletvekili çıkarmasını amaç olarak belirleyip, bölgelerin birbirine denk nüfusu olmasını, sınırdaş mahallelerden oluşmasını, coğrafi olarak birbirine yakın olmasını v.b. kısıtları modele koyup problemi çözmek ve parlamentoda Ak Parti’nini daha fazla milletvekilliği kazanmasını sağlamak mümkün.

Aynı kısıtları kullanıp, sadece amacı değiştirerek, yani amaç olarak CHP’nin ya da MHP’nin ya da BDP’nin milletvekili çıkarmasını belirleyerek, çözümü tekrarlamak ve birbirinden farklı parlamento dağılımına  yol açacak farklı bölgelendirme kararları vermek mümkün.

Hem de bunu Seyfettin Gürsel’in kullanmış olduğu simulasyonların, deneme yanılma temelli doğasından kaynaklı nedenlerle, gerek duyacağı zamana bile ihtiyaç duymadan yapmak mümkün…

Bütün yapılması gereken yukarıdaki kısıtları tanımlayıp, amaç fonksiyonuna ne istediğinizi yazmanız. Ardından gelsin çıkarınıza uyan siyasal bölgeler. (Not: Yukarıda bağlantı olarak verilen video’daki gibi parayı veren düdüğü çalar!)

Eee, sakıncası ne?

Demem o ki, parlamentoya hangi partinin ne kadar milletvekili göndereceğine bir anlamda siyasal bölgeleri kim belirlerse o karar verecek. Belli durumlarda seçmenlerden daha etkili olacak bu karar verici.

Peki sizce bölgeleri kim belirleyecek? 🙂

Elbette çoğunluğuna dayanarak Ak Parti ve de istediği gibi belirleyecek.

Ak Parti’nin adil davranmayacağını nereden biliyoruz?

Belki de adil olurlar ve yukarıda ifade ettiğim optimizasyon probleminin amaç fonksiyonuna X partisi en fazla kazanacağı çözüm nedir (yani bizim durumda Ak Parti’nin) koymaz da seçimler sonucunda temsilde adaleti en fazla sağlayan çözüm nedir konulur…

Eskiden bir dizinin meşhur ettiği bir replik vardı: “Komik olma kuzen Larry!“…

Daraltımış Bölge Sistemi niye isteniyor sanıyorsunuz?

Eğer adalet kaygısı olsaydı, gündemde tartışılan sistem yukarıda yazdığım çeşitli avantajları nedeniyle Dar Bölge olurdu.

Şimdi yukarıdaki örnekleri (özellikle ikincisini) düşünürseniz, dar bölge Güney Doğu’da BDP’nin tüm milletvekillerini süpürmesiyle sonuçlanabilir. Yani Ak Parti’nin doğudaki kaybı büyük olur.

Bu kaybı batıdan alacağı sonuçlarla telafi etmek mümkün mü?

Bana soracak olursanız, batıda da (önümüzdeki dönem de oylarının düşmesiyle orantılı olarak elbette) beklediği sonucu alması imkansız olabilir.

Aslında YSK mahalle bazında sonuçları web sitesinde yayınlar yayınlamaz bu analizi yaparak veriye dayanarak konuşmak isterdim.

Ama kabaca bir analiz yapmak da mümkün.

Şöyle ki, bölgelerin nasıl belirleneceğine bağlı olarak da İstanbul – İzmir ve Ankara’da (ki seçmenlerin üçte birini oluşturuyorlar), gene nüfusları (yani seçilecek milletvekili sayıları yüksek olan) Adana – Mersin – Hatay – Antalya – Bursa – İzmit v.s. gibi büyükşehirlerde, Dar Bölge Sisteminden (hele bir de şehir merkezlerinde azınlık da olsa bir miktar oyu varken, ama oyları şehrin eteklerinde yoğun olduğundan) Ak Parti’nin avucunu yalaması gayet mümkün.

Erhan Erkut’un yaptığı çalışmada Manisa örneğinde olduğu gibi pek çok şehirde ise ciddi kazançları da olacaktır elbette. Zaten sanırım Ak Parti’yi bu konuda heyecanlandıran da bu durum. Ama İstanbul – İzmir ve Ankara gibi bazı şehirlerdeki olası kayıplarından endişe ettikleri de açık.

Nitekim Seyfettin Gürsel’in yayınladığı raporun ardından yaptığı başka simulasyonları da değerlendirip, “her bölge eşittir bir milletvekili”, yerine “her bölge eşitttir 4 ya da 5 milletvekili” gibi bir çözümü ortaya atmaları da işte bu nedenle.

Yani Daraltılmış Bölge Sistemi denen sistemi. Dar değil Daraltılmış

Adil olmayacaklarını buradan biliyoruz.

Üstelik Daraltılmış Bölge Sisteminde en yukarıda ifade ettiğim sistemden kaynaklı iyileşme (yani seçmenine karşı sorumlu olan milletvekili) söz konusu olmayacak.

Öyleyse ne faydası olacak?

Eğer zaten temsilde adalet gözetilecekse, yani mümkün olduğunca partilerin alacakları oylarla kazanacakları milletvekillikleri arasında fark en az olacaksa o zaman ne değişecek? Neden böyle bir tartışma açılıyor? Dar Bölgenin potansiyel faydaları olmayacak, var olan sisteme de yakın bir sonuç alınacak şekilde bölgeler belirlenecekse neden tartışıyoruz ki?

Aklıma şehire traktörle giden ağa ve marabanın hikayesi geliyor…

CHP’nin yerinde olsam ne yapardım?

Söz konusu optimizasyon problemini çözer sonra da “Ey Ak Parti, eğer kendinizi düşünmüyor ve amacınız seçmenlerine karşı sorumlu milletvekilleri olsun istiyorsanız  o halde dar bölge olsun. Yani her bölgede bir milletvekili olsun. Temiz olsun. Daraltılmış bölgenin bir avantajı olmayacak ki seçmen için. Ha bu arada Siyasal Bölgelerin nasıl şekilleneceğine de bırakın CHP karar versin. 🙂 Bir de siyasal partiler kanunu değiştirilsin. Adayların belirlenme sürecinde de seçmen söz sahibi olsun” derdim.

Buna yanaşmayacaklardır…

Buna yanaşmayacak olmaları da adaleti gözetmeyeceklerini, kendilerini gözeteceklerini yani bölgelere karar verirken adil davranmayacaklarını gösterecektir.

CHP ev ödevini yapmalı, bu tartışmanın gündeme geldiği gün çıkıp özgüvenle yukarıdaki sözlerle ön almalı. Ak Parti’nin ajandasının ne olduğunu herkesi ikna edecek şekilde deşifre etmelidir.

Ak Parti, şimdiye kadar çok küçük ölçekli de olsa ara sıra siyasal bölgelendirme yaptı. Bu yaptıkları yeniden bölgelendirme işlemlerinde (yani bir ilçenin bir kaç mahallesinin komşu ilçeye kaydırılması v.b.) nedense hep keser kendilerine yontulma olasılığıyla kullanılıyordu. Yarın da bundan farklı olmayacak. Hazırlıklı olmaya gerek var.

Neyse, umarım açıklayıcı olmuştur neden dar bölge daha da doğrusu daraltılmış bölge sistemine insanlar karşı çıkıyor.

Çünkü başımızda adil ve dürüst birisi yok.

Bu kadar açık ve net.

 

About medyatakibi

4. kuvvet medyamızın durumuna dair bir şeyler yapmak isteyen birisiyim.
This entry was posted in Uncategorized and tagged , , , , , , . Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s